Menü Kapat

Gündönümü

Eserler

Gündönümü

21 Haziran Dünya’nın kuzeyi için en uzun güneyi için en kısa gündüz. Geceyle gündüzün yer değiştirdiği, doğanın yeryüzündeki yaşamın ince bir dengede olduğunu hatırlattığı zaman.

Kağıt, Eski Mısır’ın kendine benzer parşömeni bir yana bırakılırsa Çin’den yola çıkıp Arap yarımadasından dünyaya yayılan insanlığın kültür taşıyıcısı. Bilginin hızlı yayılmasını sağlayan, kıtaları birleştirme gücüne sahip mucizevi nesne.

Ve çizgi ve resim… sözden çok önce ve sözden sonra kendine ait kodlarla konuşan büyüyen, yayılan, çoğalan, iletişimi, aklı, tini besleyen gösterimlerin hepsi.

Başka bir adı daha vardır resmin. Bugün aklımıza sadece elişini getiren nakış. Yalnız, nakışın anlamı biraz daha derindedir. Türkçe sözlükleri taradığımızda bulamayacağımız ancak Arapça’dan devşirme Osmanlıca kökenine gittiğimizde karşımıza çıkan nakş. Sadece geleneksel çağrışımıyla elişi değildir naşk. Yüzeye mimlenmiş resimdir aynı zamanda. Ve ondan türemiş çok güzel başka bir kelime daha çıkar ansızın karşımıza: Nakkaş. Türkçe sözlükte yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta diye geçer. En çok kullanıldığı anlam minyatür sanatçısıdır. Çizgiyi, boyayı kağıda nakşeden kişidir. Sözün, bilginin bazen salt yaşamın göstericisidir nakkaş. Henüz yüce estetiğin, büyük sanatçının bilinmediği zamanların ressamıdır aynı zamanda nakkaş.

Aradan çok uzun zaman geçtiğinde sanatın anlamı değişir, malzemeler çoğalır. Nakkaşın kağıdı bazen başrolü o yeni malzemelere kaptırır. Bazen eserin içinde bir ayrıntıya, defterlerin arasındaki eskiz yapraklarına dönüşür.

Oysa iki bin yıldan fazla bir zamanın ötesinden gelmiştir. Tek başına sonsuz bir kültürün taşıyıcısıdır. Tek başına anlatacak çok şeyi vardır. Üzerine çizgi ve boya mimlendiğinde anlatacak daha çok şeyi olur.

Şimdi ve burada mevsimsel döngünün en uzun gününde dört sanatçı, bir kez daha çizgiyi ve rengi kağıtla buluşturdu.

Binlerce yıldan, kağıdın ve boyanın evriminden, resmin dönüşümünden sonra kendi dillerini kağıda nakşettiler.

Sema Maşkılı, figürün sınırlarında dolaşır eserlerinde. Beden, bir form olmanın ötesinde eğilip bükülebilen birbirine zıt ruh hallerini aynı anda sergileyebilen bir keşif alanıdır. Onun zamansızlık fikriyle bütünleşen yapıtları aynı zamanda insanın var oluşuna dair sorgulamaları içerir. Yüzeysel parçalanmalarla iç içe geçen deformasyonları beden, mekan; derinlik, yüzey arasındaki dengeyi açığa çıkarır.

Kerem Ağralı, heykel disiplininden resme desen aracılığıyla yaptığı geçişle kendi sürreal dünyasını yaratır. Ali Şimşek bir yazısında “grotesk” olarak tanımlar onun yapıtlarını. Onun kuantum fiziğinden bilim kurguya değin çok geniş bir yelpazeden beslenen ilgi alanı düşünüldüğünde bu tanımlama iç içe geçişliğiyle tam karşılıklarından birini verir Ağralı eserlerinin.

Necmi Sönmezer eklektik bir yapıyla kurguladığı eserlerinde bir algı yanılsaması yaratır. Birbirleriyle bitimsiz bir ilişki kuran formlar, zaman zaman kendilerine ait parçaları ilişki kurdukları formla ikame ederler. Bu yer değiştirme, geniş bakışta motif algısından mikro düzeyde kompozisyon parçalarına dönüşür.

Barış Sarıbaş’ın kağıt işlerine birer oyun alanı demek de olası. Onun bu çalışmaları hem küçük molalarda hem geniş zamanlarda yaratılmış algısını uyandırır. Sanatçının büyük kompozisyonlarının dışına çıktığı, oradan ödünç aldığı, onlara iade ettiği geçişli çalışmalardır bunlar. Biraz daha sade, biraz daha naif olanı gösterirler. Sarıbaş’ın çoğunlukla bilinen hareketli kompozisyonlarının aksine sessiz, sakin ve dingindirler.

Gündönümünde bir araya gelen dört sanatçı, geçmişten aldıklarını geleceğe taşırlar. Malzemeyi dönüştürerek, malzemenin de kültürün bir parçası olduğu bilinciyle…

Kerem Ağralı
Sema Maşkılı
Ahmet Sarı
Barış Sarıbaş